حَرَّفَ الصَّحَفِيُّ أَقْوَالَ السِّيَاسِيِّ وَاسْتَخْلَصَ مَعْنًى مُخْتَلِفًا.
Gazeteci, siyasetçinin sözlerini saptırarak farklı bir anlam çıkardı.
حَرَّفَ الصَّحَفِيُّ أَقْوَالَ السِّيَاسِيِّ وَاسْتَخْلَصَ مَعْنًى مُخْتَلِفًا.
Gazeteci, siyasetçinin sözlerini saptırarak farklı bir anlam çıkardı.
يَسْتَخْدِمُ الْمُعْلِنُونَ تَكْتِيكَاتٍ مُضَلِّلَةً لِتَضْلِيلِ الْمُسْتَهْلِكِينَ.
Reklamcılar, tüketicileri saptırmak için yanıltıcı taktikler kullanıyorlar.
يُولِي الْمُؤَرِّخُونَ اهْتِمَامًا كَبِيرًا لِعَدَمِ تَشْوِيهِ الْأَحْدَاثِ التَّارِيخِيَّةِ.
Tarihçiler, tarihi olayları saptırmamak için büyük bir özen gösteriyorlar.
أَزَاغَ