كَانَتِ الْجُدْرَانُ مَطْلِيَّةً بِلَوْنٍ أَصْفَرَ بَاهِتٍ، مِمَّا أَضَاءَ الْجُزْءَ الدَّاخِلِيَّ.
Duvarlar sarıca bir renge boyanmıştı, iç mekanı aydınlatıyordu.
كَانَتِ الْجُدْرَانُ مَطْلِيَّةً بِلَوْنٍ أَصْفَرَ بَاهِتٍ، مِمَّا أَضَاءَ الْجُزْءَ الدَّاخِلِيَّ.
Duvarlar sarıca bir renge boyanmıştı, iç mekanı aydınlatıyordu.
كَانَتِ الْأَوْرَاقُ الَّتِي تُشْبِهُ الْأَصْفَرَ تُبَشِّرُ بِقُدُومِ الْخَرِيفِ.
Sarıca yapraklar, sonbaharın geldiğini müjdeliyordu.