sarımtırak

كَانَ لَوْنُ الْجِدَارِ فِي دَرَجَةٍ مُصْفَرَّةٍ، كَمَا لَوْ كَانَ قَدْ تَلَاشَى بِسَبَبِ الشَّمْسِ.

Duvarın rengi sarımtırak bir tondaydı, sanki güneşten solmuş gibiydi.

السَّمَاءُ اليَوْمَ بِلَوْنٍ أَصْفَرَ بَاهِتٍ، كَمَا لَوْ كَانَتْ عَاصِفَةٌ تَقْتَرِبُ.

Gökyüzü bugün sarımtırak bir renkte, sanki fırtına yaklaşıyor.