كَانَ الْجَمَّالُونَ يَنْقُلُونَ الْبَضَائِعَ التِّجَارِيَّةَ عَبْرَ الصَّحْرَاءِ فِي رِحْلَاتٍ طَوِيلَةٍ.
Sarbanlar, çölde uzun yolculuklar yaparak ticaret mallarını taşırlardı.
كَانَ الْجَمَّالُونَ يَنْقُلُونَ الْبَضَائِعَ التِّجَارِيَّةَ عَبْرَ الصَّحْرَاءِ فِي رِحْلَاتٍ طَوِيلَةٍ.
Sarbanlar, çölde uzun yolculuklar yaparak ticaret mallarını taşırlardı.
كَانَ يَجِبُ عَلَى قَائِدِ الْقَافِلَةِ أَنْ يَكُونَ دَلِيلًا جَيِّدًا فِي الصَّحْرَاءِ لِكَيْ يُسَافِرَ بِأَمَانٍ.
Sarban, güvenli bir şekilde yolculuk yapabilmek için çölde iyi bir rehber olmalıydı.