sarkıntı

كَانَ تَدَلِّي أَوْرَاقِ الأَشْجَارِ عَلَى أَغْصَانِهَا فِي الحَدِيقَةِ يَبْدُو لَطِيفًا لِلْغَايَةِ.

Bahçedeki ağacın dallarındaki yaprakların sarkıntısı çok hoş görünüyordu.

كَانَ ذَلِكَ الرَّجُلُ يُزْعِجُ الْجَمِيعَ مِنْ خِلَالِ سُلُوكِهِ الْمُضَايِقِ الْمُسْتَمِرِّ تِجَاهَ النِّسَاءِ.

O adam, kadınlara sürekli sarkıntı davranışlarda bulunarak herkesi rahatsız ediyordu.

مُتَحَرِّش — مُتَحَرِّشون

عَدَدُ النِّسَاءِ اللَّاتِي يَتَعَرَّضْنَ لِسُلُوكِيَّاتٍ مُتَحَرِّشَةٍ فِي وَسَائِلِ النَّقْلِ الْعَامِّ آخِذٌ فِي الِازْدِيَادِ.

Toplu taşıma araçlarında sarkıntı davranışlara maruz kalan kadınların sayısı giderek artıyor.

İlişkili Kelimeler