sarkıtmak

أَدْلَى الطِّفْلُ دُبْدُوبَهُ مِنَ الشُّرْفَةِ إِلَى الْأَسْفَلِ.

Çocuk, balkondan oyuncak ayısını aşağıya sarkıttı.

قَامَ الرَّجُلُ بِتَعْلِيقِ الْأُرْجُوحَةِ عَنْ طَرِيقِ رَبْطِ حَبْلٍ بِفَرْعِ الشَّجَرَةِ.

Adam, ağacın dalına bir ip bağlayarak salıncağı sarkıttı.

أَرْخَى عَامِلُ الرَّافِعَةِ الْحُمُولَةَ بِبُطْءٍ إِلَى الْأَسْفَلِ.

Vinç operatörü, yükü yavaşça aşağıya sarkıttı.

İlişkili Kelimeler