sarkmak

تَدَلَّتْ أَغْصَانُ الشَّجَرَةِ حَتَّى وَصَلَتْ إِلَى الْعُشْبِ فِي الْحَدِيقَةِ.

Ağacın dalları, bahçedeki çimlere kadar sarkıyordu.

تَهَدَّلَتْ شَوَارِبُ الرَّجُلِ الْعَجُوزِ إِلَى أَسْفَلَ مِنْ زَوَايَا فَمِهِ.

Yaşlı adamın bıyıkları, ağzının kenarlarından aşağıya doğru sarkıyordu.

كَانَ الشَّابُّ يَفْعَلُ كُلَّ مَا فِي وُسْعِهِ لِلتَّوَدُّدِ إِلَى الْفَتَاةِ.

Genç adam, kıza sarkmak için elinden geleni yapıyordu.

İlişkili Kelimeler