sarsıntılı

شَهِدَتِ الطَّائِرَةُ رِحْلَةً مُهْتَزَّةً بِسَبَبِ الِاضْطِرَابَاتِ الْجَوِّيَّةِ.

Uçak, türbülans nedeniyle sarsıntılı bir uçuş geçirdi.

تَمُرُّ الْبِلَادُ بِفَتْرَةٍ مُضْطَرِبَةٍ بِسَبَبِ عَدَمِ الْيَقِينِ السِّيَاسِيِّ.

Ülke, siyasi belirsizlik nedeniyle sarsıntılı bir dönemden geçiyor.