هَزَّ الْوَلَدُ الشَّجَرَةَ لِتَسْقُطَ التُّفَّاحَاتُ.
Çocuk elmalar düşsün diye ağacı salladı.
هَزَّ الْوَلَدُ الشَّجَرَةَ لِتَسْقُطَ التُّفَّاحَاتُ.
Çocuk elmalar düşsün diye ağacı salladı.
هَذِهِ الِادِّعَاءَاتُ زَعْزَعَتْ سُمْعَةَ الشَّرِكَةِ وَانْخَفَضَتْ أَسْهُمُهَا.
Bu iddialar şirketin itibarını sarstı ve hisse senetleri düştü.
أَثَّرَ الْفِيلْمُ بِعُمْقٍ فِي الْمُشَاهِدِينَ وَلَمْ يَتَمَكَّنُوا مِنَ الْخُرُوجِ مِنْ تَأْثِيرِهِ لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ.
Film, izleyicileri derinden sarstı ve uzun süre etkisinden çıkamadılar.
زَلْزَلَ