savuşmak

تَسَلَّلَ الْوَلَدُ مِنَ الْغُرْفَةِ دُونَ أَنْ يَرَاهُ أَحَدٌ.

Çocuk kimse görmeden odadan savuştu.

هُوَ دَائِماً يُحَاوِلُ التَّهَرُّبَ مِنَ الْمَسْؤُولِيَّةِ.

O, her zaman sorumluluktan savuşmaya çalışır.

اِنْسَحَبَ اللَّاعِبُ مِنَ الْمُبَارَاةِ بَعْدَ الْإِصَابَةِ.

Oyuncu sakatlanınca maçtan savuştu.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler