إِنَّهُ مَعْرُوفٌ كَمُدَافِعٍ عَنْ حُقُوقِ الْإِنْسَانِ.
O, insan hakları savunucusu olarak tanınıyor.
إِنَّهُ مَعْرُوفٌ كَمُدَافِعٍ عَنْ حُقُوقِ الْإِنْسَانِ.
O, insan hakları savunucusu olarak tanınıyor.
شَرَحَ مُنَاصِرُ الْقَانُونِ الْجَدِيدِ فَوَائِدَ هَذَا التَّغْيِيرِ.
Yeni yasanın savunucusu, bu değişikliğin faydalarını anlattı.
بَذَلَ الْمُحَامِي قُصَارَى جُهْدِهِ لِحِمَايَةِ حُقُوقِ مُوَكِّلِهِ.
Savunucu, müvekkilinin haklarını korumak için elinden geleni yaptı.
حَامِي، ظَهِير، مُنَافِح، ذَائِد