قَامَ الْمُزَارِعُ بِحَرَكَةٍ وَاسِعَةٍ لِيُذَرِّيَ حُبُوبَ الْقَمْحِ فِي الْحَقْلِ.
Çiftçi, buğday tanelerini tarlaya savurmak için geniş bir hareket yaptı.
قَامَ الْمُزَارِعُ بِحَرَكَةٍ وَاسِعَةٍ لِيُذَرِّيَ حُبُوبَ الْقَمْحِ فِي الْحَقْلِ.
Çiftçi, buğday tanelerini tarlaya savurmak için geniş bir hareket yaptı.
بَعْثَرَتِ الرِّيحُ الْأَوْرَاقَ فِي الْحَدِيقَةِ.
Rüzgâr yaprakları bahçeye savurdu.
أَلْقَى الْوَلَدُ الْكُرَةَ بَعِيدًا.
Çocuk topu uzağa savurdu.
Ayrıca: بَدَّدَ
طَوَّحَ، سَفَى، أَذْرَى