يُعَانِي الْأَطْفَالُ فِي بَعْضِ الدُّوَلِ مِنْ تَعَاسَةٍ شَدِيدَةٍ بِسَبَبِ الْفَقْرِ وَسُوءِ التَّغْذِيَةِ.
Bazı ülkelerdeki çocuklar, yoksulluk ve yetersiz beslenme nedeniyle büyük bir sefalet çekiyor.
يُعَانِي الْأَطْفَالُ فِي بَعْضِ الدُّوَلِ مِنْ تَعَاسَةٍ شَدِيدَةٍ بِسَبَبِ الْفَقْرِ وَسُوءِ التَّغْذِيَةِ.
Bazı ülkelerdeki çocuklar, yoksulluk ve yetersiz beslenme nedeniyle büyük bir sefalet çekiyor.
تَسَبَّبَتِ الْحَرْبُ فِي بُؤْسٍ كَبِيرٍ فِي الْبِلَادِ.
Savaş, ülkede büyük bir sefalete yol açtı.
عَدَدُ الْأَشْخَاصِ الَّذِينَ يَعِيشُونَ فِي شَقَاءٍ يَتَزَايَدُ بِاسْتِمْرَارٍ.
Sefalet içinde yaşayan insanların sayısı giderek artıyor.
Ayrıca: فَقْرٌ مُدْقِعٌ
فَقْر، إِمْلَاق