serdetmek

لَا تَتَرَدَّدْ فِي الْإِدْلَاءِ بِأَفْكَارٍ جَدِيدَةٍ فِي الِاجْتِمَاعِ.

Toplantıda yeni fikirler serdetmekten çekinmeyin.

طَرَحَ الْكَاتِبُ أَفْكَارًا فَلْسَفِيَّةً مُعَقَّدَةً فِي رِوَايَتِهِ.

Yazar, romanında karmaşık felsefi düşünceler serdetti.

أَبْدَى الْمُتَحَدِّثُ فِي الْمُؤْتَمَرِ نَظَرِيَّةً مُثِيرَةً لِلِاهْتِمَامِ.

Konferansta konuşmacı, ilginç bir teori serdetti.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler