sermest

شَرِبَ الْكَثِيرَ مِنَ الْكُحُولِ فِي حَفْلِ الزَّفَافِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ أَصْبَحَ سَكْرَانًا فِي النِّهَايَةِ.

Düğünde o kadar çok içki içti ki, sonunda sermest oldu.

خَرَجَ الْعَرِيسُ مِنَ الْحَفْلِ مَنْتَشِيًا بِالْفَرَحِ.

Damat düğünden sevinçten sermest bir halde çıktı.

كَانَ الرِّيَاضِيُّونَ، الْمُنْتَشُونَ بِالنَّجَاحِ، يَطِيرُونَ فِي الْهَوَاءِ مِنَ الْفَرَحِ.

Başarıdan sermest olan sporcular, sevinçten havalara uçuyordu.

İlişkili Kelimeler