كَانَ يَنْظُرُ إِلَيَّ بِعُيُونٍ عَاشِقَةٍ.
Sevdalı gözlerle bana bakıyordu.
كَانَ يَنْظُرُ إِلَيَّ بِعُيُونٍ عَاشِقَةٍ.
Sevdalı gözlerle bana bakıyordu.
كان شخصًا مغرمًا بوطنه.
O, memleketine sevdalı bir insandı.
كَانَتِ الْفَتَاةُ الصَّغِيرَةُ مُتَيَّمَةً بِالْمُغَنِّي الشَّهِيرِ.
Genç kız, ünlü şarkıcıya sevdalıydı.