فَرَح — أَفْرَاح
قَالَ إِنَّهُ شَعَرَ بِفَرَحٍ كَبِيرٍ بِسَبَبِ نَجَاحِهِ.
Başarısından dolayı büyük bir sevinç duyduğunu söyledi.
قَالَ إِنَّهُ شَعَرَ بِفَرَحٍ كَبِيرٍ بِسَبَبِ نَجَاحِهِ.
Başarısından dolayı büyük bir sevinç duyduğunu söyledi.
عِنْدَمَا وَصَلَ خَبَرُ الطِّفْلِ، عَمَّتِ الْعَائِلَةَ حَالَةٌ مِنَ السُّرُورِ.
Bebek haberini alınca ailede büyük bir sevinç yaşandı.
خَلَقَ وُصُولُهُ ابْتِهَاجًا كَبِيرًا فِينَا جَمِيعًا.
Onun gelişi, hepimizde büyük bir sevinç yarattı.
سَعَادَة، فَرْحَة، بَهْجَة، نَشْوَة، هَنَاء، مَرَح، اِنْشِرَاح، مَسَرَّة، تَهْلِيل، غِبْطَة، اِنْتِشَاء، جَذَل، حُبُور، اِسْتِبْشَار، اِغْتِبَاط، بَشَاشَة