seyretmek

أُحِبُّ مُشَاهَدَةَ الْأَفْلَامِ عَلَى التِّلْفِزْيُونِ فِي الْمَسَاءِ.

Akşamları televizyonda film seyretmeyi çok severim.

رَاقَبَ رِجَالُ الشُّرْطَةِ التَّحَرُّكَاتِ الْمَشْبُوهَةَ مِنْ بَعِيدٍ.

Polisler şüpheli hareketleri uzaktan seyrettiler.

تَجَمَّعَ السُّيَّاحُ فِي السَّاحَةِ وَتَفَرَّجُوا عَلَى الْعَرْضِ.

Turistler meydanda toplanıp gösteriyi seyrettiler.

İlişkili Kelimeler