سِلَاح — أَسْلِحَة
تَسَلَّحَ الْجُنُودُ بِأَسْلِحَتِهِمْ وَقَاتَلُوا ضِدَّ الْعَدُوِّ.
Askerler, düşmana karşı silahlarını kuşanarak savaştılar.
تَسَلَّحَ الْجُنُودُ بِأَسْلِحَتِهِمْ وَقَاتَلُوا ضِدَّ الْعَدُوِّ.
Askerler, düşmana karşı silahlarını kuşanarak savaştılar.
اِشْتَرَى أَبِي بُنْدُقِيَّةً جَدِيدَةً لِأَنَّهُ يَذْهَبُ إِلَى الصَّيْدِ مَعَ أَصْدِقَائِهِ كُلَّ شِتَاءٍ.
Babam yeni bir silah satın aldı, çünkü her kış arkadaşlarıyla ava gidiyor.
سَحَبَ الشُّرْطِيُّ مُسَدَّسَهُ لِإِيقَافِ الْمُشْتَبَهِ بِهِ.
Polis, şüpheliyi durdurmak için silahını çekti.
سِلَاحٌ نَارِيٌّ، بَارُودَة