انْتَفَضَ الرَّجُلُ لِيُزِيلَ الْغُبَارَ عَنْهُ وَنَهَضَ.
Adam, üzerindeki tozu atmak için silkinerek ayağa kalktı.
انْتَفَضَ الرَّجُلُ لِيُزِيلَ الْغُبَارَ عَنْهُ وَنَهَضَ.
Adam, üzerindeki tozu atmak için silkinerek ayağa kalktı.
اهْتَزَّ الْكَلْبُ لِيُزِيلَ الْمَاءَ عَنْهُ بَعْدَ الْخُرُوجِ مِنَ الْمَاءِ وَبَدَأَ فِي الرَّكْضِ.
Köpek, sudan çıktıktan sonra üzerindeki suyu atmak için silkinerek koşmaya başladı.
نَفَضَ الطَّائِرُ رِيشَهُ لِتَرْتِيبِهِ وَرَفْرَفَ بِجَنَاحَيْهِ.
Kuş, tüylerini düzeltmek için silkinerek kanatlarını çırptı.