solukluk

كَانَ الشُّحُوبُ فِي وَجْهِهَا يَدُلُّ عَلَى أَنَّهَا مَرِيضَةٌ.

Yüzündeki solukluk, hasta olduğunu gösteriyordu.

بَهَاتَة — بَهَاتَات

كَانَتِ الْبَهَاتَةُ فِي الْأَلْوَانِ تَدُلُّ عَلَى أَنَّ الصُّورَةَ قَدِيمَةٌ.

Renklerdeki solukluk, resmin eski olduğunu gösteriyordu.

كَانَ ضَعْفُ اللَّوْنِ فِي جِلْدِهَا نَاتِجًا عَنْ نَقْصِ الْحَدِيدِ.

Cildindeki solukluk, demir eksikliğinden kaynaklanıyordu.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler