sormak

أَرَدْتُ أَنْ أَسْأَلَهُ لِمَاذَا هُوَ حَزِينٌ جِدًّا، لَكِنَّنِي تَرَدَّدْتُ.

Ona neden bu kadar üzgün olduğunu sormak istedim ama çekindim.

اسْتَفْسَرْتُ عَنْ مَوْعِدِ الرِّحْلَةِ فِي الْمَكْتَبِ.

Ofiste seferin saatini sordum.

اُضْطُرَّتِ الشُّرْطَةُ إِلَى الِاسْتِعْلَامِ مِنَ الشُّهُودِ لِلْحُصُولِ عَلَى مَعْلُومَاتٍ حَوْلَ الْحَادِثِ.

Polis, olayla ilgili bilgi almak için tanıklara sormak zorunda kaldı.

Ayrıca: طَلَبَ

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler