sorgulamak

اسْتَجْوَبَتِ الشُّرْطَةُ الْمُشْتَبَهَ بِهِ لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ.

Polis, şüpheliyi uzun süre sorguladı.

اسْتَنْطَقَ الْمُحَقِّقُ الشَّاهِدَ لِلْحُصُولِ عَلَى مَعْلُومَاتٍ حَوْلَ الْحَادِثِ.

Müfettiş, kaza hakkında bilgi almak için tanığı sorguladı.

حَقَّقَ الْمُدَّعِي الْعَامُّ مَعَ الشُّهُودِ.

Savcı, tanıkları sorguladı.

Ayrıca: تَسَاءَلَ

İlişkili Kelimeler