sorumak

بَدَأَ الرَّجُلُ يَعْبِسُ عَلَى وَجْهِهِ بَعْدَ سَمَاعِ الْأَخْبَارِ السَّيِّئَةِ.

Adam, duyduğu kötü haber üzerine yüzünü sorumaya başladı.

بَدَأَ الطِّفْلُ يُقَطِّبُ حَاجِبَيْهِ عِنْدَمَا لَمْ يَتَمَكَّنْ مِنَ الْحُصُولِ عَلَى اللُّعْبَةِ الَّتِي أَرَادَهَا.

Çocuk, istediği oyuncağı alamayınca suratını sorumaya başladı.

İlişkili Kelimeler