sulta

السُّلْطَةُ الْعَسْكَرِيَّةُ مُسْتَمِرَّةٌ فِي هَذِهِ الْمِنْطَقَةِ، وَحُرِّيَّةُ الشَّعْبِ مُقَيَّدَةٌ.

Bu bölgede askeri sulta devam ediyor, halkın özgürlüğü kısıtlanıyor.

هَيْمَنَةُ الشَّرِكَةِ عَلَى السُّوقِ تُعِيقُ الْمُنَافَسَةَ وَتَرْفَعُ الْأَسْعَارَ.

Şirketin piyasadaki sultası, rekabeti engelliyor ve fiyatları yükseltiyor.

اسْتَخْدَمَ السِّيَاسِيُّ نُفُوذَهُ فِي الِانْتِخَابَاتِ لِلتَّلَاعُبِ بِالْأَصْوَاتِ.

Politikacı, seçimlerde sultasını kullanarak oyları manipüle etti.

Ayrıca: سَيْطَرَة