sultani

كَانَتْ تُقَدَّمُ أَشْهَى الْأَطْبَاقِ عَلَى الْمَوَائِدِ السُّلْطَانِيَّةِ.

Sultani sofralarda en lezzetli yemekler sunulurdu.

كَانَتِ الِاحْتِفَالَاتُ الْمَلَكِيَّةُ تُقَامُ بِبَذَخٍ عَظِيمٍ.

Sultani törenler büyük bir ihtişamla yapılırdı.

كَانَ حُلْمُ الْجَمِيعِ أَنْ يَعِيشُوا حَيَاةً فَاخِرَةً.

Sultani bir yaşam sürmek herkesin hayaliydi.

Ayrıca: شَاهَانِيّ