tüymek

هَرَبَ اللُّصُوصُ مِنْ مَكَانِ الْحَادِثِ قَبْلَ وُصُولِ الشُّرْطَةِ.

Hırsızlar, polis gelmeden önce olay yerinden tüydüler.

فَرَّ السَّجِينُ مِنَ السِّجْنِ مُسْتَغِلًّا إِهْمَالَ الْحُرَّاسِ.

Mahkum, gardiyanların dikkatsizliğinden yararlanarak hapishaneden tüydü.

تَسَلَّلَ الْوَلَدُ مِنَ الْغُرْفَةِ دُونَ أَنْ يَرَاهُ أَحَدٌ.

Çocuk kimse görmeden odadan tüydü.

İlişkili Kelimeler