tıkmak

حَشَرَتْ أُمِّي الْخِزَانَةَ بِالْكَامِلِ بِالْأَشْيَاءِ.

Annem, dolabı tıka basa eşyayla tıktı.

دَفَعْتُ الْجَرِيدَةَ دَاخِلَ الْحَقِيبَةِ حَتَّى لَا تَبْتَلَّ.

Gazeteyi çantanın içine tıktım, böylece ıslanmayacak.

İlişkili Kelimeler