tınlamak

رَنَّتْ أَجْرَاسُ الْكَنِيسَةِ فِي جَمِيعِ أَنْحَاءِ الْمَدِينَةِ.

Kilisenin çanları tüm şehirde tınladı.

صَدَحَ صَوْتُ الْمُغَنِّي عَلَى الْمَسْرَحِ.

Şarkıcının sesi sahnede tınladı.

تَرَدَّدَتْ كَلِمَاتُهُ فِي أُذُنِي.

Sözleri kulaklarımda tınladı.

İlişkili Kelimeler