tıpalamak

سَدَّ الْحِرَفِيُّ الثَّقْبَ فِي الْأُنْبُوبِ بِالْمَعْجُونِ.

Usta borudaki deliği macunla tıpaladı.

أَغْلَقْتُ الزُّجَاجَةَ بِإِحْكَامٍ حَتَّى لَا يَدْخُلَهَا الْهَوَاءُ.

Şişeyi sıkıca tıpaladım ki hava almasın.

İlişkili Kelimeler