فِي ذِرَاعِ الطِّفْلِ خَدْشٌ صَغِيرٌ مِنَ الْقِطَّةِ.
Çocuğun kolunda kediden kalma küçük bir tırmık var.
فِي ذِرَاعِ الطِّفْلِ خَدْشٌ صَغِيرٌ مِنَ الْقِطَّةِ.
Çocuğun kolunda kediden kalma küçük bir tırmık var.
اِسْتَخْدَمَ الْبُسْتَانِيُّ مُشْطَ التُّرْبَةِ لِتَسْوِيَةِ الْأَرْضِ.
Bahçıvan, toprağı düzeltmek için tırmık kullandı.
جَمَعَ الْمُزَارِعُ الْأَعْشَابَ الضَّارَّةَ بِالْمِجْرَفَةِ لِتَنْظِيفِ الْحَقْلِ.
Çiftçi, tarlayı temizlemek için tırmıkla otları topladı.
مِذْرَاة