عِنْدَمَا غَضِبَتِ الْقِطَّةُ، خَدَشَتْ ذِرَاعِي وَآلَمَتْنِي.
Kedi, sinirlenince kolumu tırmaladı ve canımı yaktı.
عِنْدَمَا غَضِبَتِ الْقِطَّةُ، خَدَشَتْ ذِرَاعِي وَآلَمَتْنِي.
Kedi, sinirlenince kolumu tırmaladı ve canımı yaktı.
كَانَ الطِّفْلُ يَسْتَمْتِعُ بِخَرْبَشَةِ الْجُدْرَانِ بِالْقَلَمِ.
Çocuk, duvarları kalemle tırmalamaktan hoşlanıyordu.
هَذَا الضَّجِيجُ الْمُسْتَمِرُّ يُزْعِجُنِي كَثِيرًا وَيُثِيرُ أَعْصَابِي.
Bu sürekli gürültü, beni çok tırmalıyor ve sinirlerimi bozuyor.
تَخَدَّشَ، هَرَشَ، خَمَشَ، تَخَمَّشَ، حَكَّ