يَجِبُ عَلَى الْحَاكِمِ الْمُتَوَّجِ أَنْ يَحْكُمَ بِلَادَهُ بِالْعَدْلِ.
Taçlı bir hükümdar, ülkesini adaletle yönetmelidir.
يَجِبُ عَلَى الْحَاكِمِ الْمُتَوَّجِ أَنْ يَحْكُمَ بِلَادَهُ بِالْعَدْلِ.
Taçlı bir hükümdar, ülkesini adaletle yönetmelidir.
تَفَتَّحَتِ الزُّهُورُ ذَاتُ التَّاجِ فِي الْحَدِيقَةِ، بَدَتْ جَمِيلَةً جِدًّا.
Bahçede taçlı çiçekler açmıştı, çok güzel görünüyordu.