كَانَ يَلْمِزُ مُنَافِسِيهِ بِاسْتِمْرَارٍ فِي خِطَابِهِ.
Konuşmasında sürekli olarak rakiplerine taş atıyordu.
كَانَ يَلْمِزُ مُنَافِسِيهِ بِاسْتِمْرَارٍ فِي خِطَابِهِ.
Konuşmasında sürekli olarak rakiplerine taş atıyordu.
لَمْ يُدْرِكْ أَنَّهُ كَانَ يُوَجِّهُ كَلَامًا جَارِحًا لِصَدِيقِهِ بِكَلِمَاتِهِ.
Söylediği sözlerle arkadaşına taş attığını fark etmedi.
انْتَقَدَ الصَّحَفِيُّ بِشِدَّةٍ سِيَاسَاتِ الْحُكُومَةِ.
Gazeteci, hükümetin politikalarına taş attı.
قَذَفَ الحِجَارَة، هَمَزَ وَلَمَزَ