tabla

صِينِيَّة — صَوَانِي

تَقَدَّمَ النَّادِلُ بِحَذَرٍ بَيْنَ الطَّاوِلَاتِ حَامِلًا صِينِيَّةً مَلِيئَةً.

Garson, dolu bir tabla ile masaların arasında dikkatlice ilerledi.

مِنْضَدَة — مَنَاضِد

عَرَضَ الْبَائِعُ مُنْتَجَاتِهِ عَنْ طَرِيقِ وَضْعِ مِنْضَدَتِهِ فِي وَسَطِ الْحَشْدِ.

Satıcı, tablasını kalabalığın ortasına kurarak ürünlerini sergiledi.

لَوْح — أَلْوَاح

تَمَّ اسْتِخْدَامُ اللَّوْحِ الْمُثَبَّتِ عَلَى الْحَائِطِ لِعَرْضِ الصُّوَرِ.

Duvara monte edilen tabla, fotoğrafları sergilemek için kullanıldı.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler