تُحَاوِلُ الدُّوَلُ الْقَوِيَّةُ فَرْضَ هَيْمَنَتِهَا عَلَى الدُّوَلِ الضَّعِيفَةِ.
Güçlü devletler, zayıf devletler üzerinde tahakküm kurmaya çalışırlar.
تُحَاوِلُ الدُّوَلُ الْقَوِيَّةُ فَرْضَ هَيْمَنَتِهَا عَلَى الدُّوَلِ الضَّعِيفَةِ.
Güçlü devletler, zayıf devletler üzerinde tahakküm kurmaya çalışırlar.
التَّسَلُّطُ هُوَ وَضْعٌ سَلْبِيٌّ يُقَيِّدُ حُرِّيَّةَ النَّاسِ.
Tahakküm, insanların özgürlüğünü kısıtlayan olumsuz bir durumdur.
يُحَاوِلُ هَذَا الزَّعِيمُ أَنْ يَحْكُمَ بِلَادَهُ بِالِاسْتِبْدَادِ.
Bu lider, ülkesini tahakkümle yönetmeye çalışıyor.