الطِّفْلُ يُقَلِّدُ حَرَكَاتِ وَالِدِهِ.
Çocuk babasının hareketlerini taklit ediyor.
الطِّفْلُ يُقَلِّدُ حَرَكَاتِ وَالِدِهِ.
Çocuk babasının hareketlerini taklit ediyor.
حَاكَى الْفَنَّانُ لَوْحَةً مَشْهُورَةً.
Sanatçı ünlü bir tabloyu taklit etti.
زَوَّرَ الرَّجُلُ التَّوْقِيعَ عَلَى الْوَرَقَةِ.
Adam kâğıttaki imzayı taklit etti.
زَيَّفَ، اِنْتَحَلَ، حَذَا، اِقْتَدَى، اِحْتَذَى