takmak

لَبِسَ الرَّجُلُ سَاعَتَهُ فِي يَدِهِ قَبْلَ أَنْ يَخْرُجَ مِنَ الْبَيْتِ.

Adam evden çıkmadan önce saatini koluna taktı.

كَانَ عَلَى وَالِدَتِي أَنْ تَضَعَ قُبَّعَتَهَا قَبْلَ الْخُرُوجِ.

Annem, dışarı çıkmadan önce şapkasını takmak zorunda kaldı.

نَحْنُ بِحَاجَةٍ إِلَى مِطْرَقَةٍ وَمِسْمَارٍ لِتَعْلِيقِ لَوْحَةٍ عَلَى الْحَائِطِ.

Duvara bir tablo takmak için çekiç ve çiviye ihtiyacımız var.

Ayrıca: أَلْصَقَ، رَكَّبَ

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler