حَاوَلَتِ الْحُكُومَةُ تَحْيِيدَ الْمِنْطَقَةِ الْعَازِلَةِ لِتَقْلِيلِ التَّوَتُّرِ فِي الْمِنْطَقَةِ.
Hükümet, bölgedeki gerginliği azaltmak için tampon bölgeyi tarafsızlaştırmaya çalıştı.
حَاوَلَتِ الْحُكُومَةُ تَحْيِيدَ الْمِنْطَقَةِ الْعَازِلَةِ لِتَقْلِيلِ التَّوَتُّرِ فِي الْمِنْطَقَةِ.
Hükümet, bölgedeki gerginliği azaltmak için tampon bölgeyi tarafsızlaştırmaya çalıştı.
يُحَاوِلُ الْمُجْتَمَعُ الدَّوْلِيُّ جَعْلَ الدُّوَلِ الْمُتَوَرِّطَةِ فِي الْمُشْكِلَةِ مُحَايِدَةً.
Uluslararası toplum, soruna dahil olan ülkeleri tarafsızlaştırmaya çalışıyor.
أَخْرَجَتِ الْمُدِيرَةُ الْمَدْرَسَةَ مِنْ دَائِرَةِ الصِّرَاعِ بَيْنَ الْأَهَالِي.
Müdire okulu veliler arasındaki çatışmanın dışına çıkararak tarafsızlaştırdı.
Ayrıca: جَعَلَهُ غَيْرَ مُنْحَازٍ