tartışılmak

كَانَ لَا بُدَّ مِنْ مُنَاقَشَةِ هَذَا الْمَوْضُوعِ بِالتَّفْصِيلِ فِي الِاجْتِمَاعِ.

Bu konu, toplantıda uzun uzun tartışılmak zorunda kaldı.

مَشْرُوعُ الْقَانُونِ الْجَدِيدُ يَنْتَظِرُ أَنْ يُبْحَثَ فِي الْبَرْلَمَانِ.

Yeni yasa tasarısı mecliste tartışılmak üzere bekliyor.