حَاوَلَتِ الشُّرْطَةُ تَفْرِيقَ الْمُتَظَاهِرِينَ بِالِاعْتِدَاءِ عَلَيْهِمْ.
Polis, göstericileri tartaklayarak dağıtmaya çalıştı.
حَاوَلَتِ الشُّرْطَةُ تَفْرِيقَ الْمُتَظَاهِرِينَ بِالِاعْتِدَاءِ عَلَيْهِمْ.
Polis, göstericileri tartaklayarak dağıtmaya çalıştı.
حَاوَلْنَا التَّقَدُّمَ فِي الْحَشْدِ بِدَفْعِ بَعْضِنَا الْبَعْضَ.
Kalabalıkta birbirimizi tartaklayarak ilerlemeye çalıştık.
لَا يَحِقُّ لِأَحَدٍ أَنْ يُهِينَ شَخْصًا آخَرَ.
Kimse başkasını tartaklamaya hakkı yoktur.