بَاعَتِ الشَّرِكَةُ أُصُولَهَا لِتَصْفِيَةِ دُيُونِهَا.
Şirket, borçlarını tasfiye etmek için varlıklarını sattı.
بَاعَتِ الشَّرِكَةُ أُصُولَهَا لِتَصْفِيَةِ دُيُونِهَا.
Şirket, borçlarını tasfiye etmek için varlıklarını sattı.
اضْطَرَّ الْمَصْنَعُ إِلَى فَصْلِ الْعُمَّالِ بِسَبَبِ الْأَزْمَةِ الِاقْتِصَادِيَّةِ.
Fabrika, ekonomik kriz nedeniyle işçileri tasfiye etmek zorunda kaldı.