أَخَذْتُ مِلْعَقَةً مِنَ الْقِدْرِ وَتَذَوَّقْتُ لِأَتَحَقَّقَ مِنْ طَعْمِ الطَّعَامِ.
Yemeğin tadına bakmak için bir kaşık alıp tencereden tattım.
أَخَذْتُ مِلْعَقَةً مِنَ الْقِدْرِ وَتَذَوَّقْتُ لِأَتَحَقَّقَ مِنْ طَعْمِ الطَّعَامِ.
Yemeğin tadına bakmak için bir kaşık alıp tencereden tattım.
ذَاقَ الْمُسَافِرُ طَعْمَ الرَّاحَةِ بَعْدَ رِحْلَةٍ طَوِيلَةٍ وَشَاقَّةٍ.
Gezgin, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra rahatlığı tattı.
جَرَّبَ الشَّابُّ طَعْمَ النَّجَاحِ فِي مَشْرُوعِهِ الأَوَّلِ.
Genç adam ilk projesinde başarıyı tattı.
Ayrıca: اِخْتَبَرَ