بَرَزَتْ مَوْهِبَةُ الْفَنَّانِ فِي الْمَعْرِضِ.
Sanatçının yeteneği, sergide tebarüz etti.
بَرَزَتْ مَوْهِبَةُ الْفَنَّانِ فِي الْمَعْرِضِ.
Sanatçının yeteneği, sergide tebarüz etti.
بَدَأَتِ الْمَشَاكِلُ تَظْهَرُ أَكْثَرَ بِمُرُورِ الْوَقْتِ.
Sorunlar, zamanla daha da tebarüz etmeye başladı.
تَجَلَّتِ الصِّفَاتُ الْقِيَادِيَّةُ فِي هَذَا الْمَشْرُوعِ.
Bu projede liderlik vasıfları tebarüz etti.