teles

كَانَ قُمَاشُ الْكُرْسِيِّ الْقَدِيمِ مُهْتَرِئًا.

Eski koltuğun kumaşı teles olmuştu.

كَانَتِ السَّجَّادَةُ الْمُسْتَخْدَمَةُ لِسَنَوَاتٍ عَدِيدَةٍ ذَاتَ مَظْهَرٍ بَالٍ.

Yıllardır kullanılan halı teles bir görünümdeydi.

كَانَ يَخْجَلُ مِنِ ارْتِدَاءِ حِذَائِهِ الْمُتَهَالِكِ.

Teles olmuş ayakkabılarını giymekten utanıyordu.

İlişkili Kelimeler