كَانَ دَائِمًا مُتَرَدِّدًا بِشَأْنِ مُقَابَلَةِ أَشْخَاصٍ جُدُدٍ.
O, yeni insanlarla tanışmak konusunda her zaman tereddütlü olmuştur.
كَانَ دَائِمًا مُتَرَدِّدًا بِشَأْنِ مُقَابَلَةِ أَشْخَاصٍ جُدُدٍ.
O, yeni insanlarla tanışmak konusunda her zaman tereddütlü olmuştur.
قَبِلَ الْعَرْضَ بِطَرِيقَةٍ مُتَشَكِّكَةٍ.
Tereddütlü bir şekilde teklifi kabul etti.
مُتَرَدِّد فِي القَرَار، شَاكّ، حَائِر