كَانَ الْأَطْفَالُ يَسْتَمْتِعُونَ كَثِيرًا بِاللَّعِبِ بِكُرَةِ الْقَدَمِ فِي الْحَدِيقَةِ.
Çocuklar parkta futbol topuyla oynarken çok eğleniyorlardı.
كَانَ الْأَطْفَالُ يَسْتَمْتِعُونَ كَثِيرًا بِاللَّعِبِ بِكُرَةِ الْقَدَمِ فِي الْحَدِيقَةِ.
Çocuklar parkta futbol topuyla oynarken çok eğleniyorlardı.
الْمَدَافِعُ الْمُسْتَخْدَمَةُ فِي الْحُرُوبِ الْقَدِيمَةِ مَعْرُوضَةٌ فِي الْمَتَاحِفِ.
Eski savaşlarda kullanılan toplar, müzelerde sergileniyor.
كَانَ الْقِطُّ يَلْعَبُ فِي الْبَيْتِ بِكُبَّةِ الصُّوفِ الَّتِي اشْتَرَتْهَا جَدَّتِي مِنَ السُّوقِ.
Kedi evde, büyükannemin pazardan aldığı yün topuyla oynuyordu.
Ayrıca: قَذِيفَة
كُرَيَّة