toplamak

لَعِبَ الْأَطْفَالُ فِي الْحَدِيقَةِ عَنْ طَرِيقِ جَمْعِ الْأَوْرَاقِ الْمُتَسَاقِطَةِ.

Çocuklar parkta düşen yaprakları toplayarak oyun oynadılar.

فِي الْخَرِيفِ يَحْصُدُ الْفَلَّاحُ الْقَمْحَ مِنْ حَقْلِهِ الْكَبِيرِ مَعَ أَوْلَادِهِ.

Sonbaharda çiftçi, çocuklarıyla birlikte büyük tarlasındaki buğdayı toplar.

لَمْلَمَ الْوَلَدُ أَلْعَابَهُ مِنْ أَرْضِ الْغُرْفَةِ وَوَضَعَهَا فِي الصُّنْدُوقِ قَبْلَ النَّوْمِ.

Çocuk uyumadan önce oyuncaklarını odanın zemininden toplayıp kutuya koydu.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler