topraklı

كَانَ الْأَطْفَالُ يَلْعَبُونَ فِي الْحَدِيقَةِ بِأَيْدِيهِمُ الْمُتْرَبَةِ.

Çocuklar bahçede topraklı elleriyle oynuyorlardı.

بَعْدَ الْمَطَرِ، وَاجَهَتِ السَّيَّارَاتُ صُعُوبَةً فِي التَّقَدُّمِ عَلَى الطَّرِيقِ الْمُتَّسِخِ بِالتُّرَابِ.

Yağmurdan sonra arabalar topraklı yolda ilerlemekte zorlandı.

كَانَ الْقَرَوِيُّونَ الَّذِينَ يَمْلِكُونَ أَرْضًا يَكْسِبُونَ رِزْقَهُمْ مِنَ الزِّرَاعَةِ.

Topraklı köylüler, geçimlerini tarım yaparak sağlıyorlardı.

İlişkili Kelimeler