سُلُوكِيَّاتُهُ مُتَّسِقَةٌ دَائِمًا، أَنْتَ تَعْرِفُ مَا الَّذِي سَيَفْعَلُهُ.
Onun davranışları her zaman tutarlıdır, ne yapacağını bilirsin.
سُلُوكِيَّاتُهُ مُتَّسِقَةٌ دَائِمًا، أَنْتَ تَعْرِفُ مَا الَّذِي سَيَفْعَلُهُ.
Onun davranışları her zaman tutarlıdır, ne yapacağını bilirsin.
تُظْهِرُ البَيَانَاتُ المُقَدَّمَةُ فِي هَذَا التَّقْرِيرِ نَتِيجَةً مَنْطِقِيَّةً.
Bu raporda sunulan veriler tutarlı bir sonuç ortaya koyuyor.
كِتَابَاتُ المُؤَلِّفِ لَدَيْهَا سَرْدٌ مُتَمَاسِكٌ وَسَلِسٌ.
Yazarın yazıları tutarlı ve akıcı bir anlatıma sahip.
مُتَوَافِق، مُتَمَاسِك، مُتَنَاسِق، مُنْسَجِم، غَيْر مُنَاقِض